Haberler

Osman KARA - KİM DOST KİM DÜŞMAN

06 Kasım 2018
Osman KARA - KİM DOST KİM DÜŞMAN

 

İktidarların en büyük düşmanı gerçekleri yüreklice ama adap ve edep dâhilinde söyleyen muhalifler mi yoksa her türlü yanlışı bile bile doğru diye alkışlayan “kraldan fazla kralcı” yandaşlar mı? Elbet ikinciler… Elbet dost dediklerini uyarmayanlar, onların yanlışlarını bile allayıp pullayıp doğru diye sunanlar, sunmaya kalkışanlar… Bunlardan daha tehlikesi de kendilerine teslim edilen makam ve mevkileri şahsi ya da siyasi ikbali için kanunlara ve ahlaka aykırı kullananlardır. O makam ve mevkiler ki milletindir, o makam ve mevkiler ki ümmetindir ve onların namusuna teslim edilmiştir. Emanete ihanet örfümüzce ayıp itikadımızca da günahtır. O emanet de tüyü bitmedik yetimin hakkı vardır. Beytülmalin hırsızlık amacıyla kullanılması değildir salt günah olan har vurulup harman savrulması da günahtır. Zira dinimiz israfı da yasaklar. Debdebe, şaşaa, alayiş ve gösteriş de yasaktır dinimiz ve geleneğimizde. Halk çoğu kez olaylara sofrasının bereketi ve maliyeti açısından bakar, sofra donanıyorsa ve maliyeti helalinden karşılanabiliyorsa pek sorun yoktur. Kamu yatırımlarındaki israflarla, har vurup harman savurmalarla pek ilgilenmez, aslında ilgilenecek zaman da yoktur. Sabahın köründe gittiği işinden akşamın alaca karanlığında yorgun argın evine dönen insandan çok fazla bir şey beklemek de haksızlık olur. Şu veya bu sebeple ekonomi ısınmaya, küçük büyük sıkıntılar ortaya çıkmaya, çarşı pazardaki enflasyon mutfağı tutuşturmaya başladığında vatandaş muhalefete savrulmasına gerekçe aradığında, daha önce görmediği ya da görmezden geldiği usulsüzlükleri, haksızlıkları, ayıp ve günahları olduğundan da büyük görmeye başlar. Ve mutfaktaki yangın sandığa sıçrar. Bu her devirde ve her yerde hep böyle olmuştur, hep böyle olmaktadır ve hep böyle olacaktır. Şu “bizim adam” anlayışının bugüne kadar siyasete ve hatta fikir ve ideal hareketlerine verdiği zararı hiçbir düşman vermemiştir, verememiştir. Ama ne yazık ki hiçbir hareket de hak etmemiş bizim adamı hak etmiş ama bizim olmamış, olmaya yanaşmamış ya da bizim de farkına varmadığımız liyakat ehline tercih etmekten hiçbir devirde kurtulamamıştır. Kimi az kimi çok ama hepsi bu hastalığın ateşiyle yanmıştır. Şu veya bu parti ayırmadan söylüyorum, umarım ve dilerim ki Türk siyaseti “bizim adam” cenderesinden bir an önce kurtulur ve demokrasimiz milli ve dini değerlerimizin emrettiği bir ahlak ve erdem hareketi olarak dünyaya örnek olur.